Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/15669 E. , 2017/2935 K.

Cevapla
Yargitay
Mesajlar: 67358
atmoposciel.pl - Jedwabne Poszewki | Pościel Jedwab
Kayıt: 03 Oca 2021, 15:45

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/15669 E. , 2017/2935 K.

Mesaj gönderen Yargitay »

20. Hukuk Dairesi 2015/15669 E. , 2017/2935 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar vekili 06/02/2013 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinden miras bırakanı ... oğlu ... 'un 2.9.1983 tarihinde ... Tapu Müdürlüğünün 08.11.1982 gün 10 sıra no, 116 cilt, 63 sahifede kayıtlı 237.880 m2 miktarındaki taşınmazı, önceki maliki ... isimli şahıstan satın aldığını, satın alma tarihinde yörede kadastro çalışmaları yapıldığını, söz konusu kayıt yine 237.880 m2 miktarıyla, kadastronun 168 ada l parsel numarası altında sınırlandırıldığını, taşınmazın satış sırasında akde esas 237.880 m2 miktarındaki yüzölçümü satıcıdan önceki malikler tarafından açılan ve ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1960/50 Esasına kayıtlanan miktar tezyidi dava dosyasından 14.6.1960 tarihinde 1960/54 karar sayılı ilamla hükme ve haritaya bağlanarak tapu siciline geçirildiğini, müvekkiller miras bırakanı bu şekilde yüzölçümü hükmen oluşan tapu kayıtlı taşınmazı el değiştirmeler sonucu en son edinen kişiden satın aldığını, buna rağmen kadastro mahkemesinde yapılan yargılama sonucu taşınmazın kadastro mahkemesindeki davacıların dayandığı tapu kaydı ile mükerrerlik arzetmesinden murislerinin 1983 yılında satın aldığı miktardan daha az miktarda taşınmazın tesciline karar verildiği, müvekillerinin tapu siciline güven ilkesi içerisinde edindiği taşınmazdan 33.630 m2 kaybı doğduğunu, kayba uğranılan bu taşınmazların m2 ederi 400,00 TL nin üzerinde kayıp miktarının da 13.000,000,00 TL'nin üzerinde olduğunu, belirtilen nedenlerle tamamen devletin sorumluluğunda doğmuş bulunan müvekkillerin zararının fazlaya ilişkin bölüm üzerindeki dava ve talep hakları saklı tutularak şimdilik 10.000,00 TL'lik bölümünün davalıdan alınarak müvekillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece açılan davanın kabulüne,
10.000,00 TL' nin dava tarihi olan 13.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacılara ... 52. Noterliğinin 03423 yevmiye nolu 04.02.2015 tarihli mirasçılık belgesindeki payları oranında ödenmesine, karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Yörede 1982 yılında yapılan kadastro sırasında 168 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, 08/11/1982 tarih 10 sıra numaralı tapu kaydına istineden ... adına 1982 yılında tespit edilmiş, tutanağın kesinleşmesinden önce tapu kaydında yapılan satışa istinaden, ... adına yapılan tespitin üstü çizilerek ... ’ın satışı ile oluşan 02/09/1983 tarih 5 sıra nolu tapu kaydına dayanarak tespit ... adına değiştirilmiş, komisyona itirazda bulunulması üzerine bilahare 23/02/1984 tarihli komisyon kararı ile ... adına olan tapu kaydının bir kısmını uhdesinde bırakıp bir kısmının mirasçılarına intikalini
yaptırdıklarından bahisle 02/10/1985 tarih 1 sıra nolu tapu kaydına istinaden, 18799 m2 yüzölçümü ve tarla vasfı ile 4 hisse olarak ..., ..., ... ve ... adına tespit yapılmış ancak daha sonra adı geçenlerin yaptırdığı ve ... Belediye Encümeninin 12/12/1985 tarih 778 sayılı kararı ile onanan parselizasyon planına göre davalı taşınmazın 22 ada da 253 adet parsele ifraz gördüğü ve 27/01/1986 tarih 30-291 sıra numaralı tapulara intikal ettiği komisyonun 14/04/1986 tarih 370 sayılı kararı ile 23/02/1984 tarihli komisyon kararının iptaline, miktarın 220819 m2 olarak cinsinin arsa olarak tashihine, 92566 m2 kısmın yol, yeşilalan ve otopark olarak terkinine kalan kısmın 168 ada muhafaza edilmek sureti ile 22 ada da 253 ayrı parsele ayrılmasına, taşınmaz asliye hukuk mahkemesinde davalı olduğundan davanın neticelenmesine kadar tescil edilmemesine karar verilerek kadastro beyannamelerinin malikleri tespit edilmek üzere kadastro mahkemesine devredilmiştir.
... Kadastro Mahkemesinin 2005/4-2007/2 E.-K. sayılı dosyasında yapılan incelemede; davacıları ... ve müşterekleri tarafından asliye hukuk mahkemesinde davalılar ... ve arkadaşlarına karşı açtıkları davada 29/08/1972 tarih, sıra no 116 ve 125’de kayıtlı taşınmazlarının tapu ile kendi adlarına kayıtlı olmasına ve bu tapu kayıtlarının ... ve kuzey hududunun davalıların (davalılar ... ve arkadaşları olup, bir kısmı tazminat davası açan kişilerdir) arazisini okumasına rağmen taşınmazlarının davalılara ait 08/11/1982 tarih 10 sayılı tapu kapsamında kaldığını belirterek davalıların müdahalesinin men'ini, yapılan kadastro tespitinin iptalini talep etmişler, asliye hukuk mahkemesince dava konusu taşınmaz için 168 ada 1 parsel sayısı altında kadastro tutanağı düzenlendiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, kadastro mahkemesince yapılan yargılama sonucu davacı ve davalıların dayandıkları tapunun ortak sınırı belirlenmek sureti ile davacıların davasının kısmen kabulüne ilişkin hüküm kurulmuş,168 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro komisyonunca farklı ada ve parsellere bölündüğü, ifrazı oluşan bir kısım parsellerin ihtilafsız olması nedeni ile tefrikine ve kesinleştirilerek kadastro müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş, ihtilaf olmayan parsellerin kesinleşerek tapuya tescil edildiği gözetilerek, ihtilaflı olan ve 168 ada 1 parselin ifrazı ile oluşan diğer parseller hakkında tescil hükmü kurulmuştur. Tescil hükmüne bakıldığında davacıların murisinin 1983 yılında satın aldıkları tapu miktarından daha az yüzölçümde taşınmazın adlarına tescil kararı verildiği anlaşılmıştır. Ne var ki; bir kısım ifraz parsellerinin davalılar (muris ... miraççıları) tarafından yargılamanın devamı sırasında 3. kişilere satıldığı belirlenmiş, kadastro mahkemesi gerekçesinde dava konusu olupta satılan taşınmazların satışlar dikkate alınmadan tespit malikleri adına tesciline karar verildiği belirtilmişse de; tescil hükmü incelendiğinde bir kısım parseller açısından taşınmazları satın alan kişiler adına tescil hükmü kurulduğu görülmüştür.
Kadastro mahkemesinin kararı temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek 29.12.2011 tarihinde kesinleşmiş, davalılar ise eldeki davayı 06/02/2013 tarihinde açmışlardır.
Mahkemece davacıların satın aldıkları taşınmazların bir kısmının mükerrer tapu kaydı olması nedeni ile iptal edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; davacıların zararının oluştuğu tarih olarak esas alınması gereken değerlendirme tarihi ve davacıların zararının kapsamı ile zararın belirlenmesinde kullanılacak yöntem konusunda eksik inceleme ile karar verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. - 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. - 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. - 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise tazminat miktarının
belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptal ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava, taşınmazların mülkiyetlerinin yitirilmesine ilişkin iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazların değerinin tespit edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazların niteliği arazi ise gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
Somut olaya gelince, davacılar tapu kaydına dayanarak taşınmaz satın almışlar ancak mahkeme kararı ile anılan tapu kaydının başka bir tapu kaydı ile mükerrerlik arzetmesinden dolayı davacıların edindikleri taşınmaz miktarı satın aldıkları tapu miktarından azalmıştır. Bu durumda davacıların zararının doğduğu ve davacıların gerçek zararının karşılanması gerektiği kuşkusuzdur. Davacının zararı, ... Kadastro Mahkemesinin 23/11/2007 tarih ve 2005/4 E. - 2007/2 K. sayılı kararının kesinleştiği tarihte oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması gerekmektedir. Tapusu iptal edilen taşınmazların arsa olduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Nevar ki; hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda; çekişmeli taşınmazların dava tarihindeki değeri emsal metodu kullanılmadan afaki bir şekilde belirlenmiş, davacılara ait tapu kapsamında kaldığı halde davacıların 3. kişilere sattığı bu sebeple 3. kişiler adına tesciline karar verilen parseller de dikkate alınmadan değer belirlenmiştir.
Bu durumda somut olay da; davacıların zararının kapsamının tam olarak belirlendiğinden ve davaya konu taşınmazların değerinin yöntemine uygun şekilde tespit edildiğinden bahsedilemez.
Bu nedenle, mahkemece, kadastro dosyasında davacılar adına ve davacıların sattığı 3.kişiler adına tescil edilen taşınmazların miktarı, taşınmazların imar çalışması ile yol ve yeşil alana terk edilen miktarı da dikkate alınarak davacıların zararının kapsamı kesin olarak belirlenmeli, arsa niteliğinde bulunan taşınmazlara yönelik olarak, emsal satışların değerlendirme tarihindeki (kadastro mahkemesinin kararının kesinleşme tarihi) karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazların eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan ... payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmazlar ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re'sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi, dava konusu taşınmazların ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazların ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme
ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 06/04/2017 günü oy birliği ile karar verildi.
Cevapla

“Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017 Yılı Kararları” sayfasına dön