Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/13074 E. , 2017/2924 K.

Cevapla
Yargitay
Mesajlar: 67358
atmoposciel.pl - Jedwabne Poszewki | Pościel Jedwab
Kayıt: 03 Oca 2021, 15:45

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/13074 E. , 2017/2924 K.

Mesaj gönderen Yargitay »

20. Hukuk Dairesi 2015/13074 E. , 2017/2924 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili 18/10/2010 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12/12/2007 tarihinde ...'te daha önce tanımadığı sadece görmüş olduğu bir satılık levhasında telefon numarası yazılı olan ...'dan .... ili, ... ilçesi, ... mah. pafta: 41/4 ada: 2549 parsel: 6 de bulunan arsayı 125.000,00.-TL ödeyerek, satın aldığını, emlakçı komisyonu ve tapu masrafı olarak 5.000.-TL masraf yaptığını, tapusunu alarak Fransa'ya döndüğünü, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/133 Esas sayılı dosyası ile açılan ve kabul edilen tapu iptali ve tescil davası sonucu ilgili taşınmaz mahkeme kararı ile müvekkilinin elinden alınıp ...adına tescil edildiğini, mahkemece müvekkiline tebligat yapılamadığından bahisle ilanen tebligata karar verdiğini ve davanın aleyhe sonuçlandığını, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olup MK'nın 1023. maddesi kapsamında tapunun aleniyetine güvenerek taşınmazı satın aldığını dolayısı ile korunması gerektiğini, ...'a müvekkilinin 125.000,00.-TL ödediğini yolsuz tescil nedeni ile de ...'ın sebepsiz olarak zenginleştiğini, müvekkilinin tapu kaydına dayanarak taşınmazı satın aldığını, yolsuz tescil halinde bu işlemleri yapan kurumun sorumlu olduğunu, zira MK'nın 1007. maddesi gereği tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumlu bulunduğunu iddia ederek, tapu masrafı olarak 5.000.-TL ile müvekkilinin ödemiş olduğu 125.000,00.-TL olmak üzere toplam 130.000,00.-TL'nin reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 12/09/2012 havale tarihli dilekçesi ile talep miktarını 140.400,00.-TL'ye artırmış ıslah harcını da aynı gün yatırmıştır
Mahkemece davanın kabülü ile 140.000,00.-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmün davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 08/05/2013 tarih ve 2013/3274 E. - 9085 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; “...1) Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden; dava konusu edilen 2549 ada 6 parsel sayılı taşınmaz tapuda .... adına kayıtlı iken, dava dışı, ... isimli şahsın malik olan ....ye ait kimlik bilgilerini elde ettikten sonra sahte kimlik belgesi düzenleyerek 15.01.2007 tarihinde ... 2. Noterliğince düzenlenen sahte vekaletname ile 05.03.2007 tarihinde ...’a; .... tarafından da 15.03.2007 tarihinde ...'a, ... tarafından da 13.12.2007 tarihinde davacı ...'e satıldığı, ... 3. Asliye Ceza Mahkemesinde açılıp, 2010/410 Esas sayılı dosya üzerinden görülen dava neticesinde; ... ve ...’ın resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmasına, ...'ın ise beraatine karar verildiği anlaşılmış, öte yandan, .... tarafından davacı ...'in de içinde bulunduğu diğer şahıslar aleyhine ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/133 Esas sayılı dosyası ile tapu iptali ve tescil istemli olarak açılan davanın kabulüne karar verilmiş ve kesinleşmiştir. Bunun üzerine tazminat istemli işbu dava açılmıştır. 4721 sayılı TMK'nın sorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer almakta olup, bu maddede düzenlenen sorumluluk kusura dayanmayan (objektif) bir sorumluluk türü olup, tapu müdürü ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın, sicilin tutulması nedeniyle, kişilerin malvarlığı haklarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece, Devletin memuruna rücuu halinde iç ilişkide etkili olmaktadır. Tapu sicilinin tutulması görevini üstlenen Devlet, bu sicile tanınan güvenden ötürü hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir.
Bu nedenle dava konusu olayda, sahtecilik yolu ile elde edilen vekaletname ile taşınmazın davacıya satıldığı, kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile sabit olup; davacının, dayanağını sahte vekaletnameden alması nedeniyle yolsuz hale gelen satış işleminden sonra, tapu iptal ve tescil davası sonunda ilk maliki adına tescili nedeniyle 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumlu olduğuna ilişkin mahkemenin kabulü doğru ise de davalı ...'a bu aşamada husumet düşmeyeceği, bu davalıya karşı Hazine'nin rücuan tazminat davası açma hakkı bulunduğu gözetilerek, ...'a yönelik davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi,
2) Dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin emsal karşılaştırması yapılarak belirlenmesi gerekirken, serbest piyasa alım satım rayiçleri gibi genel ve soyut deyimlerle değer biçildiğinden; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re'sen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla keşif yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
3) Hükmedilen bedele yasal faiz yerine reeskont faiz işletilmesi doğru görülmemiştir...” denilmiştir
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili 27/11/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını daha önceki 12/09/2012 tarihli ıslah dilekçesi ile 140.400.00.-TL'ye çıkartıklarını alınan son bilirkişi raporu doğrultusunda bu sefer dava değerini 145.600,00.-TL'ye artırdıklarını belirtmiş ve ıslah harcını da yatırmıştır.
Mahkemece, davacı yanın davasının davalı Hazineye yöneltilen kısmının kabulüne, gerçek kişiye yöneltilen kısmının reddine, 145.600,00.-TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacı yararına davalı Hazineden tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir
Dava, tapuda sahte vekaletname ile işlem yapılması nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 06/05/2016 tarih ve 2015/1 E. - 2016/1 K. sayılı kararı ile “Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. - 1948/3 K. sayılı YİBK’nın değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.
Buna göre, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gereğince bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Somut olayda davacı dava dilekçesi ile 130.000.-TL tazminat talep etmiş, 12/09/2012 tarihinde verdiği ilk ıslah dilekçesi ile talep miktarını 140.400,00.-TL’ye artırmış, mahkemece ıslah doğrultusunda davanın kabulü ile 140.000.-TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, ancak bu hükmün Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından bozulmasından sonra yapılan yargılama sırasında davacı vekili 27/11/2014 tarihli ikinci ıslah dilekçesi ile talep ettikleri tazminat miktarını bu sefer 145.600,00.-TL’ye artırmış mahkemece ikinci ıslah dilekçesine değer verilmek sureti ile hüküm kurulmuş ise de ikinci ıslah tarihinden evvel verilen hüküm Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 08/05/2013 tarih ve 2013/3274 E.- 9085 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Bu nedenle, davacının Yargıtay bozma ilamından önce verdiği 12/09/2012 tarihli birinci ıslah dilekçesinde talep ettiği tazminat miktarı dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken, mahkemece yanlış değerlendirme ile Yargıtay bozma kararından sonra yaptığı ıslah talebi dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Kaldı ki, 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesi gereğince aynı davada, tarafların ıslah yoluna ancak bir kez başvurabileceği gözetilmeden ikinci ıslaha göre hüküm kurulması da doğru değildir.
Bundan başka, mahkemece çekişmeli taşınmazın arsa niteliğinde olduğu kabul edilerek, ve bozma kararı doğrultusunda dava tarihi itibariyle emsal satış yöntemine göre hesaplanan değeri dikkate alınmak suretiyle karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece gerek 1. keşif, gerekse bozma kararından sonra yapılan 2. keşif sonucunda inşaat mühendisi olan tek bilirkişiden rapor almak suretiyle karar verilmiştir ki; bu durum Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinde açıklanan bilirkişi kurulu oluşturulması yöntemine aykırıdır.
O halde; öncelikle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 15. maddesinde belirtilen yönteme göre oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden keşif yapılmalı, emsal kabul edilecek taşınmazların, satışına ilişkin belgeler ilgili tapu müdürlüğünden; Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri ve emsal taşınmazın imar planı kapsamında olup olmadığı, imar planına alındı ise hangi tarihte alındığı ve hangi imar planı kapsamında olduğu,imar planı dışında ise etrafının meskun olup olmadığı, belediyenin hangi hizmetlerinden yararlandığı hususları ilgili belediye başkanlığından istenip, dava konusu taşınmazların emsal taşınmazlara göre eksik veya üstünlüğü yönünden rapor alınmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA 06/04/2017 günü oy birliği ile karar verildi.
Cevapla

“Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017 Yılı Kararları” sayfasına dön